Birdenbire
Yenilenir hayat
Beklemeden birdenbire
Yağmur yağar
Güneş açar
Açar birdenbire
Aşk gelir alıp gider
Alıp gider seni
Güneş açar
Açar birdenbire...
29 Ağustos 2007 Çarşamba
27 Ağustos 2007 Pazartesi
Pembe gönlüm sende
Bloğumun rengini pembe yaptım bi kaç gün önce. Çünkü pembeyi seviyorum. Hem belki hayata pembe gözlüklerle bakmama yardımcı olur diye düşündüm:)) Belki bu değişiklik bana şans getirecek hiç belli olmaz. Pembenin mutluluğunu yaşıyorum şu an, pembe sarhoşluğu diyelim, mutluyum işte kısacası. Hayatı seviyoruuuuuuum.
26 Ağustos 2007 Pazar
Denge
.....................................................
aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız
(Şiir: Turgut Uyar, Foto: Jasmine Acar)
25 Ağustos 2007 Cumartesi
Va, Vie et Deviens

Nihayet arkadaşlarımdan birinin mutlaka izlemelisin diyerek verdiği bir filmi günler sonra izleyebildim. Yaklaşık 1 aydır falan üstümde film izleme konusunda acayip bir isteksizlik vardı. Belki de sıcaklardan. Neyse bugün bu duyguyu yenip "Bir Şans Daha" yı izledim. Biraz fazla uzun olmasının dışında film mükemmeldi, herkese tavsiye ederim. Konusuna gelince:
Yıl 1984. 26 Afrika ülkesinden binlerce kişi Sudan'daki kamplarda açlıkla pençeleşmektedir. İsrail ve Amerika’nın insiyatifiyle gizli bir operasyon başlatılır. Binlerce Etiyopyalı Yahudi, İsrail’e gönderilir. Hıristiyan bir anne 9 yaşındaki oğlunu açlık ve ölümden kurtarmak için Yahudi olarak gösterir ve oğlunu kendi elleri ile İsrail'e gönderir. İsrail’e yetim bir Yahudi çocuk olarak varan küçük Şlomo, Tel –Aviv’de yaşıyan Sefarad bir Fransız aile tarafından evlat edinilir. Etiyopya’da bıraktığı annesine büyük özlem duyan Şlomo, yeni hayatına alışırken, sakladığı büyük sırrın altında ezilir. Her ne kadar Şlomo’nun yeni ebeveynleri küçük çocuktan sevgilerini esirgemeseler de, İsrail’de herkes Şlomo’yu kabul etme konusunda yeni ailesi kadar istekli değildir. Şlomo derisinin rengi yüzünden Yahudi topluluğu tarafından şüpheyle karşılanmaktadır.
Solomon ya da Şlomo Etiyopyalı gerçek kimliğini İsrailde yıllarca saklamanın ezikliğni yaşayan bir siyah. Beni en çok etkileyen sahnelerden biri de kamptan İsrail e götürülürken bir çocuğun annesine "Kudüs'e varınca hepimiz beyaz mı olacağız anne?" diye sorduğu sahneydi. Aynı şekilde Etiyopya'da susuzluk ve kuraklığı öylesine acı bir şekilde yaşamış olmalı ki Solomon'un İsrail de duş aldırılırken suyun delikten akıp gitmesi sırasında ben yapmadım diyerek ağlaması da farklı bir trajediydi.
Bu arada bugün nostalji yapıyorum. Şu anda Safiye Ayla'nın dün indirdiğim şarkılarını dinliyorum ve bu şarkı benden hepinize gelsin: Bir ihtimal daha var...
21 Ağustos 2007 Salı
Mimlenmişim tekrar- Benim Kokularım
Goddness'cım beni mimlemiş. Yazıyı okuyunca aklıma hemen "koku" filmi geldi. İzlediniz mi bilmiyorum ama çok güzel bir filmdi. Şimdi uzun uzun konusunu anlatmayayım. Benim kokularıma gelince, bence her evin hatta herkesin kendine has bir kokusu var. Çocukluğumda yazlarımın geçtiği rahmetli anneannemin ve babaannemin evlerinin kokusunun yeri başkadır bende. Şimdi bile gözlerim bağlı bir çok eve götürseler hemen seçerim o kokuları.
Bir diğer favorim bebeklerin sütle karışmış mis kokuları. Hiç bir şeye değişilmez herhalde bebek kokusu.
Parfüm olaraksa çiçek kokularının ağır bastığı hafif kokuları tercih ediyorum. Zambak, menekşe kokularına bayılırım. Evdeki çekmecelerdeki lavanta kokusu, kırlardaki papatya kokusu.
Yiyececek içecek bölümünü de atlamayalım bence. Nefis bir türk kahvesi kokusunu duyunca kahve krizim tutar mutlaka. Bir de çerezcilerin önünden geçerken kavrulmuş leblebi kokusunun ayrı bir yeri vardır benim için. Muhallebi yaparken duyulan o müthiş vanilya kokusuna ne demeli. Karnım acıktı birden ya...
Bir diğer favorim bebeklerin sütle karışmış mis kokuları. Hiç bir şeye değişilmez herhalde bebek kokusu.
Parfüm olaraksa çiçek kokularının ağır bastığı hafif kokuları tercih ediyorum. Zambak, menekşe kokularına bayılırım. Evdeki çekmecelerdeki lavanta kokusu, kırlardaki papatya kokusu.
Yiyececek içecek bölümünü de atlamayalım bence. Nefis bir türk kahvesi kokusunu duyunca kahve krizim tutar mutlaka. Bir de çerezcilerin önünden geçerken kavrulmuş leblebi kokusunun ayrı bir yeri vardır benim için. Muhallebi yaparken duyulan o müthiş vanilya kokusuna ne demeli. Karnım acıktı birden ya...
PAU THM KOROSU
Üniversitemiz THM korosu üniversiteler arasında bu yaz 1. cilik aldı. Buyrun doya doya izleyin:)Oturanlar arasında sağdan ikinci asistan arkadaşım Serhat gönderdi bunu.
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Öylesine yazdım bir şeyler


Bütün gün sınav görevim vardı. Sürekli ayakta durmaktan bitkin bir şekilde eve gelip bir de üstüne sınav kağıdı okudum. O kadar yorgunum ki...
Bu yorgunluğun üstüne duş alıp kendime güzel bir kahve hazırladım. En büyük keyiflerimden birini yapıp uzanarak kitap okuycam şimdi. İki gün önce kitap okuma krizim tuttuğu bir sırada (daha doğrusu Suna akşamları yatmadan mutlaka kitap okuyorum diye öyle bi anlattı ki akşam evde canım istedi resmen benim de:) ) evdeki kitapları şöyle bir kurcaladım. "Bir Dinazorun Gezileri" ni buldum.Şimdi onu okuyorum bir kaç gündür akşamları. İlk sayfadaki şu paragrafı paylaşmak istedim:
"Bunca felaket, zulüm ve haksızlıkla dolu bir dünyada köpekler gibi mutsuz olmanın kolaylığını bildiğim için, mutsuzluklarıyla övünenlere fena halde bozulurum. Mutsuz olmak bir marifet değildir..."
Sizin de çevrenizde vardır mutlaka böyle insanlar. Hep onlar çok çekmiştir, haksızlıklara uğramştır. Feleğin sillesinden geçmişlerdir yani. Hep şikayet ederler. Her söylediğinize bir cevapları vardır. O da bir şey mi sen benim yaşadıklarımı yaşasan bi diye. Tamam kardeşim çok acı çekmiş olabilirsin ama benim derdim de bana göre büyüktür. Sen çok daha fazlasını çekiyosun (ya da öyle gösteriyosun) diye hep senin dertlerinden bahsedip biz çok mutluyuz falan mı dememiz gerek. sürekli onlardan bahsedip yazık vah vah falan dediğimiz zaman egoları şişiyor böyle insanların. Ay nerden aklıma geldiyse şimdi bunlar. Yanlış anlaşılmasın bugün bir olay falan yaşamadım böyle. Sadece kitaptaki cümleleri okuyunca yazasım geldi. Neyse ben kahve kitap keyfime geri döneyim...
14 Ağustos 2007 Salı
En güzel yalanlarım
En güzel yalanlarımı söylemem için Ümit tarafından mimlenmişim. İşte en masum yalanlarımdan bazıları:
1. Her alışveriş yaptığımda şu cümleyi kurarım: "Uzuuuun bir süre hiç bir şey almıcam artık. Para biriktirmem gerek. Zaten bi sürü giysim var. İhtiyacım yok bi şeye..." Amaaaa her defasında da dayanamayıp çok ucuzmuş ya da çok güzelmiş deyip bu son diye alırım bi şeyler.
2. Utanarak itiraf ediyorum. Arkadaşlarla belli bir yerde buluşucazdır ve ben bi kaç dakika erken gelip patlamışımdır. Gelen arkadaş ya da arkadaşlar telaşlı bir şekilde sorarlar:" Çok beklettik mi ya ksr bakma...". Ben: "Ya nerdesiniz 10 15 dakikadır bekliyorum burda." :)
3. Karşımdaki insan msn de ya da telefonda çoooook uzun konuşup ciddi anlamda baydıysa (not:Sakın yanlış anlaşılmasın herkese yapmıyorum dediğim gibi ciddi anlamda bayılmama neden olduysa çok uzatıp) ne mi diyorum: "Ya ksr bakma kapatmak zorundayım annemler çağırıyo yemek yicekmişiz"
Oh be rahatladım valla günah çıkarttım bi bakıma:))
Ben deeee Ezgi'yi, Figen'i ve Gaye'yi mimliyorum.
1. Her alışveriş yaptığımda şu cümleyi kurarım: "Uzuuuun bir süre hiç bir şey almıcam artık. Para biriktirmem gerek. Zaten bi sürü giysim var. İhtiyacım yok bi şeye..." Amaaaa her defasında da dayanamayıp çok ucuzmuş ya da çok güzelmiş deyip bu son diye alırım bi şeyler.
2. Utanarak itiraf ediyorum. Arkadaşlarla belli bir yerde buluşucazdır ve ben bi kaç dakika erken gelip patlamışımdır. Gelen arkadaş ya da arkadaşlar telaşlı bir şekilde sorarlar:" Çok beklettik mi ya ksr bakma...". Ben: "Ya nerdesiniz 10 15 dakikadır bekliyorum burda." :)
3. Karşımdaki insan msn de ya da telefonda çoooook uzun konuşup ciddi anlamda baydıysa (not:Sakın yanlış anlaşılmasın herkese yapmıyorum dediğim gibi ciddi anlamda bayılmama neden olduysa çok uzatıp) ne mi diyorum: "Ya ksr bakma kapatmak zorundayım annemler çağırıyo yemek yicekmişiz"
Oh be rahatladım valla günah çıkarttım bi bakıma:))
Ben deeee Ezgi'yi, Figen'i ve Gaye'yi mimliyorum.
13 Ağustos 2007 Pazartesi
11 Ağustos 2007 Cumartesi
9 Ağustos 2007 Perşembe
Elveda...
Bu bölüme koyduğum fotoğrafı ortak arkadaşlarımızın ricası üzerine saygı duyarak kaldırıyorum.
Bu yıl aldığım yıllık iznim lanetlendi galiba. Önce dedem rahatsızlandı, annem onun yanına gidince tatil planlarımız suya düştü. Tatilimin ilk haftasını evde yalnız geçirdim böylece. Sonra şükürler olsun dedem iyileşti ve annem döndü. İkinci hafta her şey çok daha acı olacakmış meğer, nerden bilebilirdim.
Pazartesi günü sabah erkenden Akyaka’ya gittik. Her şey çok güzeldi. Kafamı dinleyip bu tatil çok iyi oldu diye düşünürken çarşamba günü öğleyin bir telefon geldi. Arayan apartmandan bir komşuydu. Yaklaşık 16 yıldır üst kat komşumuz olan çocukluktan beri çok yakın arkadaşım Yeşim’in evde ölü bulunduğunu söyledi telefondaki ses. İnanamadım önce biri şaka yapıyor olmalı diye düşündüm. Olamazdı çünkü hiçbir sebep yoktu ölmesi için, ne bir rahatsızlık, ne de başka bir şey.
O kadar çok şey paylaşmıştık ki biz Yeşimle. Son 2 yıldır pek görüşemesek de yeri hep ayrıydı ben de. Daha 10 gün önce falan msn de konuşmuştuk dışarı çıkalım diye bir akşam. Canım benim, en son akşam arkadaşıyla dışarı çıkmış, 11 gibi eve dönmüş. Ailesi yazlıktaydı ve yeni evlerine taşınalı daha 1 ay olmuştu. Hep diyodu zaten ben orda yalnız nasıl kalıcam çok ıssız bir yer diye. Sabah da komşuları tarafından yatağında ölü bulunmuş. Gizli kalp dediler. Yeşim ve gizli kalp. Hayat dolu, canlı arkadaşım Yeşim ve kalp. İnanamıyorum ben buna. İnsanlar saçma sapan şeyler için birbirini kırarken, her şeye kafamızı takarken, sorunlarımızı bu denli büyütürken 25 yaşında hayat dolu bir arkadaşımın başına gelenlere anlam veremiyorum. Kafam çok karışık şu anda. Bir taraftan hala tüm bunların gerçek olduğunu algılama sorunu yaşıyorum, bir taraftan da hayatın anlamını düşünüyorum. Annesinin perişan halini çektiği acıyı gördükten sonra benim acım o kadar ufak kalıyor ki tüm bunların yanında. Hep derler ya en büyük acıdır evlat acısı diye. Gerçekten de doğruymuş. En acısı da bugün evimizin önünden kalkan cenazesi oldu. Dünden beri yaşadıklarımı ve gördüklerimi ne kadar kelimelere döksem de o kadar yetersiz kalıyorlar ki. Şu ana kadar bir çok ölüm ve cenazeye şahit oldum ama bugünkü kadar acısını hiç yaşamamıştım. Umarım orda rahat uyuyorsundur canım arkadaşım. Artık bir çağrı attığımda kim balkona çıkıcak ve hadi dolaşalım dışarı çıkalım Yeşim diycem. Kim akşam zile basıp hadi kahve içelim Aydan diycek ve dertleşicez. Ben seni hep gülen yüzünle, saf kalbinle, şen kahkahanla ve o badem gözlerinle hatırlayacağım…
Bu yıl aldığım yıllık iznim lanetlendi galiba. Önce dedem rahatsızlandı, annem onun yanına gidince tatil planlarımız suya düştü. Tatilimin ilk haftasını evde yalnız geçirdim böylece. Sonra şükürler olsun dedem iyileşti ve annem döndü. İkinci hafta her şey çok daha acı olacakmış meğer, nerden bilebilirdim.
Pazartesi günü sabah erkenden Akyaka’ya gittik. Her şey çok güzeldi. Kafamı dinleyip bu tatil çok iyi oldu diye düşünürken çarşamba günü öğleyin bir telefon geldi. Arayan apartmandan bir komşuydu. Yaklaşık 16 yıldır üst kat komşumuz olan çocukluktan beri çok yakın arkadaşım Yeşim’in evde ölü bulunduğunu söyledi telefondaki ses. İnanamadım önce biri şaka yapıyor olmalı diye düşündüm. Olamazdı çünkü hiçbir sebep yoktu ölmesi için, ne bir rahatsızlık, ne de başka bir şey.
O kadar çok şey paylaşmıştık ki biz Yeşimle. Son 2 yıldır pek görüşemesek de yeri hep ayrıydı ben de. Daha 10 gün önce falan msn de konuşmuştuk dışarı çıkalım diye bir akşam. Canım benim, en son akşam arkadaşıyla dışarı çıkmış, 11 gibi eve dönmüş. Ailesi yazlıktaydı ve yeni evlerine taşınalı daha 1 ay olmuştu. Hep diyodu zaten ben orda yalnız nasıl kalıcam çok ıssız bir yer diye. Sabah da komşuları tarafından yatağında ölü bulunmuş. Gizli kalp dediler. Yeşim ve gizli kalp. Hayat dolu, canlı arkadaşım Yeşim ve kalp. İnanamıyorum ben buna. İnsanlar saçma sapan şeyler için birbirini kırarken, her şeye kafamızı takarken, sorunlarımızı bu denli büyütürken 25 yaşında hayat dolu bir arkadaşımın başına gelenlere anlam veremiyorum. Kafam çok karışık şu anda. Bir taraftan hala tüm bunların gerçek olduğunu algılama sorunu yaşıyorum, bir taraftan da hayatın anlamını düşünüyorum. Annesinin perişan halini çektiği acıyı gördükten sonra benim acım o kadar ufak kalıyor ki tüm bunların yanında. Hep derler ya en büyük acıdır evlat acısı diye. Gerçekten de doğruymuş. En acısı da bugün evimizin önünden kalkan cenazesi oldu. Dünden beri yaşadıklarımı ve gördüklerimi ne kadar kelimelere döksem de o kadar yetersiz kalıyorlar ki. Şu ana kadar bir çok ölüm ve cenazeye şahit oldum ama bugünkü kadar acısını hiç yaşamamıştım. Umarım orda rahat uyuyorsundur canım arkadaşım. Artık bir çağrı attığımda kim balkona çıkıcak ve hadi dolaşalım dışarı çıkalım Yeşim diycem. Kim akşam zile basıp hadi kahve içelim Aydan diycek ve dertleşicez. Ben seni hep gülen yüzünle, saf kalbinle, şen kahkahanla ve o badem gözlerinle hatırlayacağım…
1 Ağustos 2007 Çarşamba
Geçenlerde arkadaşlarla sohbet ederken "Second Life" tan bahsettik. Duymuştum ama tam bilmiyordum. Çok ilginç geldi ya. İnsanların orda ikinci bir yaşamları varmış. Normal hayattaki gibi evleniyorlar, iş sahibi oluyorlar, hatta doğuruyorlar! Ortak bir dil var ingilizce, para birimleri var. Ne gibi bir görüntünüz olsun, karakteriniz, işiniz vs. her şeyi siz seçiyorsunuz ve tüm sonuçlarına katlanıyorsunuz. İlk türk firması olarak Vestel de burda bir ada satın almış. Reuters haber ajansı nasıl bir bina satın aldıysa Türkiye de de Star gazetesi sanal bürolarını kurmuş. Türk karakterler Ermeni soykırımını protesto için bir araya gelmişler falan filan....
Ya hem benim, hem arkadaşlarımın aklı almadı bu işi. Aranızda var mı katılan bilmiyorum ama ben anlayamıyorum bu insanların aklından zoru mu var. Bu bir oyun falan değil bence, çok daha tehlikeli bir şey. Hatta arkadaşlarımdan birinin tanıdığı bir kızın burda sevgilisi falan varmış, gününün neredeyse yarısını bu oyun başında geçiriyormuş. Yurt dışında çok yaygın olan bu simulasyon Türkiye'de de bu aralar hayli ilgi çekiyormuş.
İNANAMIYORUM YA....
Ya hem benim, hem arkadaşlarımın aklı almadı bu işi. Aranızda var mı katılan bilmiyorum ama ben anlayamıyorum bu insanların aklından zoru mu var. Bu bir oyun falan değil bence, çok daha tehlikeli bir şey. Hatta arkadaşlarımdan birinin tanıdığı bir kızın burda sevgilisi falan varmış, gününün neredeyse yarısını bu oyun başında geçiriyormuş. Yurt dışında çok yaygın olan bu simulasyon Türkiye'de de bu aralar hayli ilgi çekiyormuş.
İNANAMIYORUM YA....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)