29 Aralık 2007 Cumartesi

Bloğum bir yaşına girdi...


Bu gün 29 Aralık. Bloğuma başlayalı tam bir yıl olmuş. O dönemleri çok iyi hatırlıyorum. Önce Ezgi'nin bloğunu keşfetmiştik ve çok hoşumuza gitmişti. Sonra Gaye bir blog yaptı. Eeee ben de taklit etmezsem olmaz tabi :))Şaka bir yana iyi ki yapmamı sağladınız burayı. Son zamanlarda pek bir şey yazamasam da çok keyif alıyorum buradan. 1 yıldır keyiflendim buraya yansıttım, acı çektim yazdıklarıma yansıdı doğal olarak. Hatta terapi gibi geldi bloğum bana diyebilirim.

Geçen yıl 2007 ye 2 gün kala diye bir post ile başlamışım bloğuma, ardından da 2007 deki dileklerimi yazmışım. Bu yıl hiiiiiç öyle şeyler yapmayacağım. Şöyle olsun böyle olsun demeyeceğim. Tek bir dileğim var 2008 için, o da sağlıklı, huzur dolu bir yıl olsun ve beni mutlu edecek şeyler gelsin başıma. Daha ne isterim ki:)

26 Aralık 2007 Çarşamba



Bugün güneş doğmayacak
Bugün sen çok öleceksin
Biraz düşlerine eğil
Orda birşey bulacaksın
Bugün unut mavileri
Çiçeğe su verme unut
Biraz daha sen olursun
Kalbindeki rengi büyüt
Her aşk kendi içinde yaşar
Çaldığın kapı kapanır sonunda
İçinde bir sen bulursun
Büyümüş anlamış yorgun
Ah aman aman küçüğüm
Bu yol sana gidiyor
Senin küçük baharında
Unuttuğun birşey var
Gelir geçer sokaklardan
Sokaklara girer çıkar
Mavi penceresinde gün
Telaşlı rengarenk kuşlar
Kanallarında birgün
Düşlerine konar kalkar

13 Aralık 2007 Perşembe

BİR GARİP ARAYIŞ

Sevdiğiniz ve sizin için önemli bir şeyi kaybettiğinizde kendinizi nasıl hissedersiniz? Her şeyi darmadağın eder, her yere bakar, hatta gözünüzden kaçma olasılığına yönelik tekrar tekrar bakarsınız. Bulduğunuzdaki huzur duygusunu anlatmaya gerek yoktur herhalde. Uzun bir süredir, kaybettiğim bir şeyi arıyor gibi hissediyorum kendimi. Ancak küçük bir sorun var. Neyi kaybettiğimi ve neyi aradığımı bilmiyorum. Sürekli arıyorum, bulamayıca da...Sanki bulunca hayatımdaki her şeyin sihirli bir değnekle düzeleceğini, içimdeki boşluğun dolacağını düşünerek, bazen umutsuz, bazen ümitle, bazen de panikle arıyorum. Bazen yanlış yollara sapıp geri dönüyor, bazen pes edip olduğum yerde sayıyor, bazen de yoluma çıkan dikenlere aldırmadan ilerliyorum; belki de bunun adı HAYAT, bilmiyorum

7 Kasım 2007 Çarşamba

California da yasanmıs ve kayıtlara gecmiş bir olay dosyası : Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir. Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir.... Tam bu sırada farklı bir yerde başka bir kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. Odaya giren annesi yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür. Kime : Sevgili karıma. Konu : Yeni ulaştım. Tarih : 16 Mayıs 2004 Benden haber aldığında bayılacağından eminim. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım. Herşey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin. Not : Burası çok sıcak!

3 Kasım 2007 Cumartesi

Az önce "Bir Ömür Yetmez" i izledim sonunda. Ferzan Özpetek'in diğer filmlerine göre biraz daha sönük geldi bana. Ya da çok şey bekleyerek izledim. Çok beğendim diyememesem de keyifli bir filmdi. Cahil Periler de de aynı şey olmuştu. Filmi izlerken dostluklarının, ortamlarının sıcaklığı sarıveriyor insanı. Gerçi benim dostlarım da en az onlar kadar süper oldukları için şanslıyım:) Filmden sonra İtalya ya da İspanya'ya yerleşmek istedim birden, orada çok farklı bir hayat, farklı insanlar, farklı yerler, her şey farklı olsaydı keşke....Bunu yapabilecek cesaretim hiç bir zaman olmayacak o ayrı bir şey.
Bu arada son günlerde kendim için zevk alarak yaptığım hiç bir şey yapmadığımı farkettim. Ders çalışmanın dışında tek istediğim eve gidip tv nin karşısında uyumak olan uyuz bi tipe dönmeden bu duruma el koymak gerektiğini anladım. Abartmıyorum son bir kaç aydır evde film izlemek için dvd yi kurmaya bile üşendiğim için film izlemiyordum. Ya da en nefret ettiğim şeylerden biri olmasına rağmen bir kitaba başlayıp yarıda bırakıyordum. Ama biraz kendinizi zorlayıp biraz da olumlu düşünüp enerjinizi geri getirerek her şeyi eskiye çevirebiliyorsunuz. Herkesin vardır herhalde böyle uyuşuk dönemleri:)Önemli olan anlayıp çaba göstererek kurtulmak istemek bu durumdan. İşten dönünce akşamları sadece dizi izleyen (bu arada ben de bazı dizileri izliyorum yanlış anlaşılmasın karşı değilim), yıllardır tek bir kitap okumamış vs. kendisi için hiç bir şey yapmayan ya da ne yapmak istediğini bile bilmeyen,hayatın akışına kendini kaptırmış o kadar çok insan var ki. İşin tuhaf yanı bu insanlar çok mutlu olduklarını düşünüyorlar. Çünkü her şey olması gerektiği gibi hayatlarında...

28 Ekim 2007 Pazar

Neden olmasın?

Ben de bazen Jim Carry'nin Truman Show'undaki gibi hissediyorum kendimi. Sanki her şey önceden belirli, ayarlanmış. Ben yaşadığımı bir şeyler yaptığımı sanarak kendimi kandırıyorum ve benden başka herkes olan bitenin farkında. Evet evet aynen öyle hissediyorum kendimi. Aslında ben de yukarıdaki balıklar gibi aptal bir ekran koruyucunun içinde yaşayıp kendimi kandırıyor olabilir miyim?

14 Ekim 2007 Pazar

Yağmurla geri geldim:)


Bloguma uzuuuun bir süredir bir şeyler yazamadım, daha doğrusu yazmadım. Son günlere oldukça popüler olan facebook çılgınlığına katılmamdan mı, doktoraya başladığımdan beri dersler, ödevlerle falan uğraştığımdan mı yoksa sadece canımın istemediğinden mi kaynaklandı bilemiyorum. Ama sonuçta defalarca giriş yapıp bir şeyler yazayım diye oturduğumda hep bir şeyler beni itti. Diğer bloglara dahi girmek gelmedi içimden. Umarım bu geçici soğukluk dönemi tekrar yaşanmaz.
Şu anda burda olmamı sağlayan neden ise yağmurun yağması. Dışarda çok güzel bir yağmur yağıyor. Böyle günlerde en sevdiğim şey kahve içip yağmuru seyretmek ya da kitap okumak. Özlemişim üşümeyi, sonbaharı, yağmuru. Artık yazlıklarımı tamamen kaldırmak; hırkalarımı, çizmelerimi giymek istiyorum....Bu arada bayram benim için tam anlamıyla iyi bir dinlenme oldu. İlk iki gün ziyaretler, misafirler, arkadaşlarla buluşmayla falan geçti ama bugün tüm günü kendime ayırdım ve tembellik yaptım.

1 Ekim 2007 Pazartesi

27 Eylül 2007 Perşembe

ağaç

Balkondaydım. Her akşam hiç sektirmeden yaptığım gibi yarım saate yakın oturup akşam sigaramı içtim. Geceleri artık serin oluyor. Yıllardır aynı balkonda, aynı gökyüzünü, aynı yıldızları ve aynı ağacı seyrederek içtiğim akşam sigaram. Yaklaşık 17 yıl önce buraya taşınmamıza bir kaç gün kala son tadilat işleri için gelmiştik. Fırtına ve yağmur...Gene aynı balkonda ve aynı yerimde o ağaca uzun uzun bakmıştım. 17 yılda çok şey değişti. Ama ağaç hala orada ve dimdik duruyor. Daha ne kadar aynı yerde oturup aynı ağacı izliycem, kimbilir....

23 Eylül 2007 Pazar

187.

Ümit beni mimlemiş. Görevim şu:) En yakınımdaki kitabın 187. sayfasını açıp ilk cümleyi yazmak. İşte cümle 187. sayfadaki ilk cümle:
"Onun isteği üzerine ve onun önünde yazdığım bu eklemenin de, yaptığı hataları görmesine ve düzeltmesine yardımcı olacağını umuyorum."
Ben de Ezgi ve Gaye'yi mimliyorummmm.

Bir cumartesi özeti; Muse, Temmuzda, Yolların Başlangıcı ve ingilizce

Bugün tüm gün evdeydim, neler mi yaptım?
Bir kaç saat ders çalıştım. Bir makaleyi türkçeden ingilizceye çevirmeye çalıştm daha doğrusu çeviremediğim için sinirlerim bozuldu. Yarın devam ederim deyip yarıda bıraktım.
Bol bol Muse dinledim. Özellikle de Hysteria 'yı. Neden bilmiyorum bu şarkıda beni benden alıp farklı yerlere götüren bir şeyler var. "Give me your heart and your soul..."
Fatih Akın'ın Temmuzda' sını izledim. Çok beğendim filmi. Şimdiye kadar keşke izleseymişim. Özellikle şu dizeleri yazmak istiyorum filmde geçen: "Aşkım, kilometrelerce yol kat ettim, nehirleri geçip, dağları aştım. Hüsrana uğradım ve ızdırap çektim. Nefsime karşı koydum, ve güneşi takip ettim. Böylece senin önünde duruyorum ve sana seni seviyorum diyorum..." Çok eğlenceli bir filmdi. İzledikten sonra sizi gülümseten mutlu olmanızı sağlayanlardan...
Amin Maalouf'un "Yolların Başlangıcı" kitabına başladım. Yazarın tüm diğer kitapları gibi bu kitap da oldukça akıcı ve sürükleyici. Bir an önce bitirmek istiyorum:)
İşte cumartesi özetim. Bu arada 10 dakika önce cumartesi bitmiş...

18 Eylül 2007 Salı

Mutluluğun resmiiiiiiiii


Ezgi beni mimledi. Mutluluğun resmini çizmemi istemiş. Aklıma Nazım Hikmet'in şu satırları geldi: "Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?......". İşte benim için mutluluğun resmi:
Ben de Ümit'i ve Figen'i mimliyorum:)

15 Eylül 2007 Cumartesi

Ah bu şarkıların gözü kör olsun:)


Bugün sabah "oradaydım" programında Zeki Müren'in TRT deki programda son anlarında yanında olan spiker Hülya Aydın vardı. Programı izledikten sonra onun ne büyük bir sanatçı olduğunu bir kez daha anladım. Sevenlerine bu denli saygısı olan nadir sanatçılardan biriydi "Sanat Güneşi". Yaklaşık iki saattir şarkılarını dinleyip mest oluyorum ve bu geceyi Zeki Müren gecesi ilan ediyorum.
En sevdiğim şarkısı da bu işte:



10 Eylül 2007 Pazartesi

Bazen bir şeyin olmasını çok istersiniz. Siz kendi adınıza elinizden gelen her şeyi fazlasıyla yaparsınız. Öylesine kaptırısınız ki kendinizi gözünüz başka hiç bir şeyi görmez. Yıpranır, çok üzülürsünüz, hatta isyan edersiniz neden diye. Ağlarsınız çok. Aradan aylar geçer, yaranız yavaş yavaş kabuk bağlamaya başlar. Zaman en iyi ilaç olur yaranıza. Bir gün bir de bakarsınız ki yaranızdan ufak tefek izler dışında hiç bir iz kalmamış. Bilirsiniz o izin de zamanla tamamen kaybolacağını, ya da o iz ömür boyu geçmese bile size hiç bir acı vermeyeceğini ve her baktığınızda sadece ufak bir tebessüm edeceğinizi. Sonra da dersiniz ki iyi ki olmamış istediğim şey. Derler ya her şey de bir hayır vardır diye, ne kadar da doğruymuş dersiniz. Hayatta hiç bir şeyin tesadüf olmadığını veya her tesadüfün arkasında başka şeyler olduğunu düşünürsünüz. İçinize garip bir huzur dolar ve umutla bakarsınız geleceğe.


6 Eylül 2007 Perşembe

GÖZLER...






GÖZLER KALBİN AYNASIDIR, YALAN NEDİR BİLMEZ ONLAR...
Gözler...Ağulu, yorgun, süzgün, özlem dolu, tutkulu, mutlu, gizemli, bıkkın...Ne çok şey anlatırlar bize!
Herkese günaydınnnnnnn. İşyerindeyim, saat daha 10 bile değil. Ama sıkıldım işte. Bloğuma hiç bir şey yazmak gelmiyor içimden günlerdir. Çok mutlu ya da mutsuz olduğum anlarda bir şeyler yazdığımı farkettim buraya. Bilin ki uzun süre bir şey yazmıyorsam hayatın akışına bırakıp kendimi öylesine yaşayıp gidiyorumdur....



29 Ağustos 2007 Çarşamba

Birdenbire

Birdenbire
Yenilenir hayat

Beklemeden birdenbire
Yağmur yağar

Güneş açar
Açar birdenbire

Aşk gelir alıp gider
Alıp gider seni

Güneş açar
Açar birdenbire...

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Pembe gönlüm sende

Bloğumun rengini pembe yaptım bi kaç gün önce. Çünkü pembeyi seviyorum. Hem belki hayata pembe gözlüklerle bakmama yardımcı olur diye düşündüm:)) Belki bu değişiklik bana şans getirecek hiç belli olmaz. Pembenin mutluluğunu yaşıyorum şu an, pembe sarhoşluğu diyelim, mutluyum işte kısacası. Hayatı seviyoruuuuuuum.

26 Ağustos 2007 Pazar

Denge


.....................................................
aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

(Şiir: Turgut Uyar, Foto: Jasmine Acar)

25 Ağustos 2007 Cumartesi

Va, Vie et Deviens


Nihayet arkadaşlarımdan birinin mutlaka izlemelisin diyerek verdiği bir filmi günler sonra izleyebildim. Yaklaşık 1 aydır falan üstümde film izleme konusunda acayip bir isteksizlik vardı. Belki de sıcaklardan. Neyse bugün bu duyguyu yenip "Bir Şans Daha" yı izledim. Biraz fazla uzun olmasının dışında film mükemmeldi, herkese tavsiye ederim. Konusuna gelince:

Yıl 1984. 26 Afrika ülkesinden binlerce kişi Sudan'daki kamplarda açlıkla pençeleşmektedir. İsrail ve Amerika’nın insiyatifiyle gizli bir operasyon başlatılır. Binlerce Etiyopyalı Yahudi, İsrail’e gönderilir. Hıristiyan bir anne 9 yaşındaki oğlunu açlık ve ölümden kurtarmak için Yahudi olarak gösterir ve oğlunu kendi elleri ile İsrail'e gönderir. İsrail’e yetim bir Yahudi çocuk olarak varan küçük Şlomo, Tel –Aviv’de yaşıyan Sefarad bir Fransız aile tarafından evlat edinilir. Etiyopya’da bıraktığı annesine büyük özlem duyan Şlomo, yeni hayatına alışırken, sakladığı büyük sırrın altında ezilir. Her ne kadar Şlomo’nun yeni ebeveynleri küçük çocuktan sevgilerini esirgemeseler de, İsrail’de herkes Şlomo’yu kabul etme konusunda yeni ailesi kadar istekli değildir. Şlomo derisinin rengi yüzünden Yahudi topluluğu tarafından şüpheyle karşılanmaktadır.



Solomon ya da Şlomo Etiyopyalı gerçek kimliğini İsrailde yıllarca saklamanın ezikliğni yaşayan bir siyah. Beni en çok etkileyen sahnelerden biri de kamptan İsrail e götürülürken bir çocuğun annesine "Kudüs'e varınca hepimiz beyaz mı olacağız anne?" diye sorduğu sahneydi. Aynı şekilde Etiyopya'da susuzluk ve kuraklığı öylesine acı bir şekilde yaşamış olmalı ki Solomon'un İsrail de duş aldırılırken suyun delikten akıp gitmesi sırasında ben yapmadım diyerek ağlaması da farklı bir trajediydi.
Bu arada bugün nostalji yapıyorum. Şu anda Safiye Ayla'nın dün indirdiğim şarkılarını dinliyorum ve bu şarkı benden hepinize gelsin: Bir ihtimal daha var...

21 Ağustos 2007 Salı

Mimlenmişim tekrar- Benim Kokularım

Goddness'cım beni mimlemiş. Yazıyı okuyunca aklıma hemen "koku" filmi geldi. İzlediniz mi bilmiyorum ama çok güzel bir filmdi. Şimdi uzun uzun konusunu anlatmayayım. Benim kokularıma gelince, bence her evin hatta herkesin kendine has bir kokusu var. Çocukluğumda yazlarımın geçtiği rahmetli anneannemin ve babaannemin evlerinin kokusunun yeri başkadır bende. Şimdi bile gözlerim bağlı bir çok eve götürseler hemen seçerim o kokuları.
Bir diğer favorim bebeklerin sütle karışmış mis kokuları. Hiç bir şeye değişilmez herhalde bebek kokusu.
Parfüm olaraksa çiçek kokularının ağır bastığı hafif kokuları tercih ediyorum. Zambak, menekşe kokularına bayılırım. Evdeki çekmecelerdeki lavanta kokusu, kırlardaki papatya kokusu.
Yiyececek içecek bölümünü de atlamayalım bence. Nefis bir türk kahvesi kokusunu duyunca kahve krizim tutar mutlaka. Bir de çerezcilerin önünden geçerken kavrulmuş leblebi kokusunun ayrı bir yeri vardır benim için. Muhallebi yaparken duyulan o müthiş vanilya kokusuna ne demeli. Karnım acıktı birden ya...

PAU THM KOROSU

Üniversitemiz THM korosu üniversiteler arasında bu yaz 1. cilik aldı. Buyrun doya doya izleyin:)Oturanlar arasında sağdan ikinci asistan arkadaşım Serhat gönderdi bunu.

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Öylesine yazdım bir şeyler



Bütün gün sınav görevim vardı. Sürekli ayakta durmaktan bitkin bir şekilde eve gelip bir de üstüne sınav kağıdı okudum. O kadar yorgunum ki...

Bu yorgunluğun üstüne duş alıp kendime güzel bir kahve hazırladım. En büyük keyiflerimden birini yapıp uzanarak kitap okuycam şimdi. İki gün önce kitap okuma krizim tuttuğu bir sırada (daha doğrusu Suna akşamları yatmadan mutlaka kitap okuyorum diye öyle bi anlattı ki akşam evde canım istedi resmen benim de:) ) evdeki kitapları şöyle bir kurcaladım. "Bir Dinazorun Gezileri" ni buldum.Şimdi onu okuyorum bir kaç gündür akşamları. İlk sayfadaki şu paragrafı paylaşmak istedim:

"Bunca felaket, zulüm ve haksızlıkla dolu bir dünyada köpekler gibi mutsuz olmanın kolaylığını bildiğim için, mutsuzluklarıyla övünenlere fena halde bozulurum. Mutsuz olmak bir marifet değildir..."

Sizin de çevrenizde vardır mutlaka böyle insanlar. Hep onlar çok çekmiştir, haksızlıklara uğramştır. Feleğin sillesinden geçmişlerdir yani. Hep şikayet ederler. Her söylediğinize bir cevapları vardır. O da bir şey mi sen benim yaşadıklarımı yaşasan bi diye. Tamam kardeşim çok acı çekmiş olabilirsin ama benim derdim de bana göre büyüktür. Sen çok daha fazlasını çekiyosun (ya da öyle gösteriyosun) diye hep senin dertlerinden bahsedip biz çok mutluyuz falan mı dememiz gerek. sürekli onlardan bahsedip yazık vah vah falan dediğimiz zaman egoları şişiyor böyle insanların. Ay nerden aklıma geldiyse şimdi bunlar. Yanlış anlaşılmasın bugün bir olay falan yaşamadım böyle. Sadece kitaptaki cümleleri okuyunca yazasım geldi. Neyse ben kahve kitap keyfime geri döneyim...

14 Ağustos 2007 Salı

En güzel yalanlarım

En güzel yalanlarımı söylemem için Ümit tarafından mimlenmişim. İşte en masum yalanlarımdan bazıları:
1. Her alışveriş yaptığımda şu cümleyi kurarım: "Uzuuuun bir süre hiç bir şey almıcam artık. Para biriktirmem gerek. Zaten bi sürü giysim var. İhtiyacım yok bi şeye..." Amaaaa her defasında da dayanamayıp çok ucuzmuş ya da çok güzelmiş deyip bu son diye alırım bi şeyler.
2. Utanarak itiraf ediyorum. Arkadaşlarla belli bir yerde buluşucazdır ve ben bi kaç dakika erken gelip patlamışımdır. Gelen arkadaş ya da arkadaşlar telaşlı bir şekilde sorarlar:" Çok beklettik mi ya ksr bakma...". Ben: "Ya nerdesiniz 10 15 dakikadır bekliyorum burda." :)
3. Karşımdaki insan msn de ya da telefonda çoooook uzun konuşup ciddi anlamda baydıysa (not:Sakın yanlış anlaşılmasın herkese yapmıyorum dediğim gibi ciddi anlamda bayılmama neden olduysa çok uzatıp) ne mi diyorum: "Ya ksr bakma kapatmak zorundayım annemler çağırıyo yemek yicekmişiz"
Oh be rahatladım valla günah çıkarttım bi bakıma:))
Ben deeee Ezgi'yi, Figen'i ve Gaye'yi mimliyorum.

13 Ağustos 2007 Pazartesi

İşe Dönüş

Tatilden sonra ilk iş günüm bitmek üzere. Her şey bıraktığım gibi...

11 Ağustos 2007 Cumartesi



Son günlerde beni mutlu eden tek şarkı diyebilirim. Pinhani, Hele bi gel...

9 Ağustos 2007 Perşembe

Elveda...

Bu bölüme koyduğum fotoğrafı ortak arkadaşlarımızın ricası üzerine saygı duyarak kaldırıyorum.
Bu yıl aldığım yıllık iznim lanetlendi galiba. Önce dedem rahatsızlandı, annem onun yanına gidince tatil planlarımız suya düştü. Tatilimin ilk haftasını evde yalnız geçirdim böylece. Sonra şükürler olsun dedem iyileşti ve annem döndü. İkinci hafta her şey çok daha acı olacakmış meğer, nerden bilebilirdim.
Pazartesi günü sabah erkenden Akyaka’ya gittik. Her şey çok güzeldi. Kafamı dinleyip bu tatil çok iyi oldu diye düşünürken çarşamba günü öğleyin bir telefon geldi. Arayan apartmandan bir komşuydu. Yaklaşık 16 yıldır üst kat komşumuz olan çocukluktan beri çok yakın arkadaşım Yeşim’in evde ölü bulunduğunu söyledi telefondaki ses. İnanamadım önce biri şaka yapıyor olmalı diye düşündüm. Olamazdı çünkü hiçbir sebep yoktu ölmesi için, ne bir rahatsızlık, ne de başka bir şey.
O kadar çok şey paylaşmıştık ki biz Yeşimle. Son 2 yıldır pek görüşemesek de yeri hep ayrıydı ben de. Daha 10 gün önce falan msn de konuşmuştuk dışarı çıkalım diye bir akşam. Canım benim, en son akşam arkadaşıyla dışarı çıkmış, 11 gibi eve dönmüş. Ailesi yazlıktaydı ve yeni evlerine taşınalı daha 1 ay olmuştu. Hep diyodu zaten ben orda yalnız nasıl kalıcam çok ıssız bir yer diye. Sabah da komşuları tarafından yatağında ölü bulunmuş. Gizli kalp dediler. Yeşim ve gizli kalp. Hayat dolu, canlı arkadaşım Yeşim ve kalp. İnanamıyorum ben buna. İnsanlar saçma sapan şeyler için birbirini kırarken, her şeye kafamızı takarken, sorunlarımızı bu denli büyütürken 25 yaşında hayat dolu bir arkadaşımın başına gelenlere anlam veremiyorum. Kafam çok karışık şu anda. Bir taraftan hala tüm bunların gerçek olduğunu algılama sorunu yaşıyorum, bir taraftan da hayatın anlamını düşünüyorum. Annesinin perişan halini çektiği acıyı gördükten sonra benim acım o kadar ufak kalıyor ki tüm bunların yanında. Hep derler ya en büyük acıdır evlat acısı diye. Gerçekten de doğruymuş. En acısı da bugün evimizin önünden kalkan cenazesi oldu. Dünden beri yaşadıklarımı ve gördüklerimi ne kadar kelimelere döksem de o kadar yetersiz kalıyorlar ki. Şu ana kadar bir çok ölüm ve cenazeye şahit oldum ama bugünkü kadar acısını hiç yaşamamıştım. Umarım orda rahat uyuyorsundur canım arkadaşım. Artık bir çağrı attığımda kim balkona çıkıcak ve hadi dolaşalım dışarı çıkalım Yeşim diycem. Kim akşam zile basıp hadi kahve içelim Aydan diycek ve dertleşicez. Ben seni hep gülen yüzünle, saf kalbinle, şen kahkahanla ve o badem gözlerinle hatırlayacağım…

1 Ağustos 2007 Çarşamba

Geçenlerde arkadaşlarla sohbet ederken "Second Life" tan bahsettik. Duymuştum ama tam bilmiyordum. Çok ilginç geldi ya. İnsanların orda ikinci bir yaşamları varmış. Normal hayattaki gibi evleniyorlar, iş sahibi oluyorlar, hatta doğuruyorlar! Ortak bir dil var ingilizce, para birimleri var. Ne gibi bir görüntünüz olsun, karakteriniz, işiniz vs. her şeyi siz seçiyorsunuz ve tüm sonuçlarına katlanıyorsunuz. İlk türk firması olarak Vestel de burda bir ada satın almış. Reuters haber ajansı nasıl bir bina satın aldıysa Türkiye de de Star gazetesi sanal bürolarını kurmuş. Türk karakterler Ermeni soykırımını protesto için bir araya gelmişler falan filan....

Ya hem benim, hem arkadaşlarımın aklı almadı bu işi. Aranızda var mı katılan bilmiyorum ama ben anlayamıyorum bu insanların aklından zoru mu var. Bu bir oyun falan değil bence, çok daha tehlikeli bir şey. Hatta arkadaşlarımdan birinin tanıdığı bir kızın burda sevgilisi falan varmış, gününün neredeyse yarısını bu oyun başında geçiriyormuş. Yurt dışında çok yaygın olan bu simulasyon Türkiye'de de bu aralar hayli ilgi çekiyormuş.

İNANAMIYORUM YA....

30 Temmuz 2007 Pazartesi

Sigarasız bir yaşam mı?


Az önce "Sigarasız yaşamaya cesaretiniz var mı" diye bir anket yaptım. İşte size sonucumu açıklıyorum :)


Biraz zorlanabilirsiniz. Sigara hayatınızı tümüyle sarmış. Bu zehirli maddenin tüm yaşamınızı etkilemesine izin veriyorsunuz. Kendi iradenizle sigarayı bırakmanız çok kolay gözükmüyor ancak yine de belli olmaz, belki de bir gün onu hayatınızdan tamamen çıkarmak isteyecek ve o andan itibaren elinizi sürmeyeceksiniz. Ancak bunu başarabileceğinizi düşünmüyorsanız, profesyonel bir yardımın çok faydası olabilir. Kendinize bu şansı tanımalı, sağlığınıza bu kadar zararlı bir maddeden tam olarak kurtulmayı denemelisiniz.


Şu anda bırakmak falan istemiyorum sigarayı. Büyük bir keyif benim için. Zaten çok da içmiyorum ben. Sonuçta dediği gibi belki bir gün....

24 Temmuz 2007 Salı

KADINLAR NE İSTER?



Ekolay nette bugün "Kadınlar Ne İster?" başlıklı okuduğum yazıdan bazı bölümleri kendi yorumlarımla sunmak istedim size.

Arkadaşlık: Kadınlar, olabilecek en iyi dostlara sahip olmak istiyor. Anlayışlı, dürüst, sadık, ağzı sıkı, her an yanlarında olan... Kesinlikle katılıyorum. Bir kadın için yanında onu dinleyecek arkadaşları, dostları olmazsa çok zorlaşır hayat. Oysa erkekler için bu bir zorunluluk değil.

Aile: Her ne kadar modern çağın kadınları bağımsızlığını ilan etmiş olsa da, en büyük hayalleri beyaz atlı prensiyle evlenip çocuk doğurmak. Çocuk da yaparız, kariyer de :)

Aşk: Bir kadının hayat karşısında yenilme ihtimalinin en yüksek olduğu alanlardan biri. Çünkü beklentilerin gerçekleşmesi sadece performansa değil karşımızdakinin inisiyatifine de bağlı. Özellikle de karşınızdaki ile farklı frekanslarda geziyorsanız, işiniz çok daha zor. Bir kadın kesinlikle aşkta kendine değer verildiğinin gösterilmesini ister. En mantıklı kadınlar bile aşık olduklarında romantikleşir bence....Neyse bu kısmı fazla uzattım galiba.

İş: Kadınlar kariyerlerinde olabilecek en üst seviyeye gelmeyi, çabalarının takdir görmesini ister. Tabiki de öyle. Biz kadınlar her işi olduğu gibi işimizi de mükemmel yaparız ve doğal olarak karşılığını görmek isteriz. Zekiyiz işte, bu kadar basit :)

18 Temmuz 2007 Çarşamba

Yorgun ama mutlu:( :)


Yaklaşık 4 saattir pc nin başındayım ve bi kaç molayı saymazsak hiç kalkmadım. Çalışmaktan bitkin düşmeme rağmen bir o kadar da mutluyum şu an. İçimde garip bir huzur var. Ödevlerinizi yaparken ya da sınavlara çalışırken bitirmeye yakın garip bir huzur duyarsınız ya, vicdanınız rahatlar hani. Öyle bir duygu var şu an içimde. Ama tek bir fark var arada, benim çalışmam hiç bir zaman bitmeyeceeeeeeek :)

15 Temmuz 2007 Pazar

Bon Jovi - Its My Life

Ya ben çok SAFIM, ya da bazı insanlar tahmin edemeyeceğim ve hiç bir fikrim olmayacak kadar kötü ve çamura bulanmış. Eğer birinci seçenek doğruysa, iyi ki böyleyim, iyi ki görmüyorum bazı şeyleri...İkinci seçenek doğruysa eğer, iyi ki çevremde iyi insanlar var, iyi ki diğerlerinin iğrenç dünyasına bulaşmamışız....

İYİ Kİ VARIM, İYİ Kİ BÖYLEYİMMMMMM.

İYİ Kİ BÖYLEYİZ :))))

13 Temmuz 2007 Cuma

Doktora tezini 36 yılda BİTİRMEK Mİ:(

İNGİLİZ Rock grubu Queen'in gitaristi Brian May'in, 1970'li yıllarda yazmaya başladığı doktora tezini bitirdiği ve mayıs ayında mezun olacağı belirtildi.
59 yaşındaki May'in, 1970'li yıllarda Imperial London College'da fizik doktorasına başladığı, ancak müzik kariyerinin vaktinin çoğunu alması nedeniyle "Gezegenlerarası Toz" üzerine yazdığı tezini yarım bırakmak zorunda kaldığı kaydedildi. May, 30 yılı aşkın bir sürenin ardından, "geçen dokuz ay boyunca tezini bitirebilmek için, 1971 ile 1974 yılları arasında tuttuğu notlar üzerinde bir köle gibi çalıştığını" söyledi.
(milliyet.com.tr)
Darısı benim başıma olmaz işallahhhhh...

10 Temmuz 2007 Salı

7 Temmuz 2007 Cumartesi

ederlezi avela, time of the gypsies




Bu şarkıyı defalarca dinlesem de bıkmam herhalde. Her defasında hüzünlendiriyor beni. Ama kendim için bir hüzün olmuyor, başklarının acıları, aşkları, ayrılıkları için hüzünleniyorum ben bu şarkıda.

6 Temmuz 2007 Cuma

Yardım istiyorum:)

Biri bana bloğuma nasıl müzik ekleyebileceğimi söylesin ya.
Lütfeeeeen...

Yüksek yüksek tepelere...


Bu gece iki tane kına gecesine birden gittim. Tamam arkadaşlarım için mutlu oldum, böyle bir günde onların yanında olmam gerektiği için de gittim. Amaaaa bir gecede iki kına gecesi bu bünyeye çok geldi ya. Sevmiyorum bu tarz şeyleri çünkü. ..Yaşasın ama sonunda evimdeyim. Bu arada Yasemincim umarım çoooook mutlu olursun arkadaşım...

29 Haziran 2007 Cuma

Ağustos böceği misali


Hepimizin bunaltıcı sıcaklardan boğulduğu şu günlerde en yoğun dönemimi yaşıyorum. Yaz okulu kayıtları, programlar derken şimdi de yeni bir işim çıktı. 3 gün içinde bitmesi gereken bir makale beni bekliyor. Ama bunu tamamen hakettim inanın. Bütün kış rahatça oturarak 15 günde halledilecek verileri yaklaşık 6 ayda girdim. Kışın oturup da halletseydim makaleyi, şu anda sıcaktan ölmüş bi şekilde ders çalışmak yerine yandaki abilerimiz gibi serinliyordum belki de. Umarım temmuz ayında bütün işlerimi halledip ağustosta azıcık tatil yapıp dinlenebilirim:(

23 Haziran 2007 Cumartesi

Bugün okuduğum bir haberden çok etkilendim.
"17 Ağustos 1999 depreminde enkaz altında boynu bükük fotoğrafıyla hafızalara kazınan Ömür Kınay (28), Mevlana'nın 7 öğüdünü anlattığı kısa metrajlı filmiyle 14'üncü Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Deneysel Film Ödülü"nün sahibi oldu." (Milliyet)


Mevlana'nın 7 öğüdü:


Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,

şefkat ve merhamette güneş gibi ol,

başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,

hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,

tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,

hoşgörürlükte deniz gibi ol,

ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!

20 Haziran 2007 Çarşamba


Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git.
Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık,
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor .
Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil,
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum.
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git...

17 Haziran 2007 Pazar

Drama resimlerim 2 :)



Kurs arkadaşlarımdan aldığım izinle bir kaç drama etkinlik resmimizi daha yayınlamak istedim. Bugün drama kursundakilerle güzel bir pazar geçirdik. Bizi bahçesinde ağırlayan Suna Hanıma burdan da teşekkür ediyorum...

16 Haziran 2007 Cumartesi

Yaratıcı Drama









Dün akşam Yaratıcı Drama Kursunun 1. kurunu tamamladık. Ne yalan söyleyeyim her iş çıkışı bugün gitmesem mi diye düşünerek zorla gidip, gidince de müthiş dinlendiğim ve iyi ki gelmişim dediğim çok eğlenceli bir kurstu. Eylülde 2. kura gider miyim bilmiyorum ama kursu ve kurstaki herkesi çok özleyeceğim ben...

9 Haziran 2007 Cumartesi

LOST

Kate süper bir kadın. Hem zeki, hem güzel.




Jack veya Sawyer çoğu kişinin favorisi. Jack fazla iyi, kötü karakterler her zaman daha çok ilgimi çeker. Sawyer'i tercih ederim. Zaten onun kötülüklerinin altında da iyi biri gizli.



Amaaaaa benim favorim Charlie. Çok seviyorum onuuuuu...

Lost'taki olaylar her geçen gün daha da heyecanla bağlıyor beni bu diziye...

2 Haziran 2007 Cumartesi

TATİL İSTİYORUMMMM!

Marmaris- Turunç


Marmaris- Turunç


Marmaris- İçmeler


Gökova- Azmak deresi. Balık yemeniz şiddetle tavsiye edilir burada. Halil'in Yerinde özellikle.


Muğla'ya kongreye gittiğimizde 3. gün kaçıp Akyaka'ya gitmiştik.

Geçen yıl çektiğim bir kaç resimle şimdilik tatil özlemimi gidererek tatil planlarımı biraz daha erteleyecek gibi görünüyorum:(

1 Haziran 2007 Cuma

Maroon 5'i keşfettim:)


Ezgi'nin tavsiyesiyle bugün Maroon 5'in bir sürü şarkısını indirdim. Daha önce hiç duymamıştım bu grubu. Şarkılarını dinleyince ne çok şey kaçrdığımı farkettim. Özellikle bir kaç parça süper: "This Love" , bir de "Harder to Breathe" . Ha bir de "Love Actually" filminin soundtracklarından "Sweetest Goodbye" şarkısı da bu gruba aitmiş. Geçen hafta da yeni albümleri çıkmış bu grubun. Bilginize sunulur:)

25 Mayıs 2007 Cuma

21 Mayıs 2007 Pazartesi

Galiba şu an mide spazmı geçiriyorum. Her zamanki gibi okuldan büyük bir açlıkla eve dönerken markete uğrayıp bir sürü cips aldım. Eve geldiğimde komşular ve kısır beni bekliyormuş. Doğal olarak yedim. Yaklaşık 1 saat sonra ayıp olmasın diye yemek saatinde de yemek yedim. Hemen ardından (vallahi abartmıyorum), tok olduğum halde aldığım cipslere yazık olacak diye onları yedim. Cipslerin ikisi de orta boy bu arada. Bu noktada hafif bir rahatsızlanma başladı. Üstüne bastırsın diye hemen bol sütlü bir neskafe...Gene hiç ara vermeden (aklım kalmıştı çünkü dün o kadar aldım diye) bol miktarda tuzlu çekirdek, ardından erik...Daha fazla bahsedemeyeceğim...Çok kötüyüüüüüüm :(

19 Mayıs 2007 Cumartesi

Başlangıç

Az önce drama kursundan döndüm ve büyük bir istekle bilgisayarımın başına geçtim. İçimde bloğuma bir şeyler yazmak için enerji patlaması yaşıyorum sanki. Tamam belki çok az bazen de hiç yorum yazılmıyor yazdıklarıma. Ama yazdıklarımın okunduğunu bilmek bile mutlu ediyor beni. Blog olayını çok sevdim yani ben.
Asıl konuya gelecek olursam, az önce aklımdan şunlar geçti. 28 yaşındayım ve her gün her saat yeni bir şeyler öğreniyorum hayattan, deneyimlerimden. Bazen çok acı sonuçlara mal olabiliyor, mutsuz olabiliyorum çok. Ama fark ettim ki yaşadığım her tecrübe bana bir şey katıyor, kendimi geliştirmemi sağlıyor, insanlara bakış açımı değiştiriyor. Galiba insan düşmeden yürümeyi öğrenemiyor, kaybetmezse hiç kazandığı zaman farkında olamıyor kazançlarının. Yavaş yavaş kalkmayı öğrenmeye başladığımı hissediyorum ben de bugün. Keşfediyorum kendimi ve bu süreci bazen mutlu, umutlu; bazen tam tersi duygularla sancılı geçiriyorum. Kafam karışıyor çünkü öğrendiklerim ve kendime yönelik yaptığım özeleştiriler ve hatalarım karşısında. Sonuçları ağır da olsa bir yerden başladım ben...

Saçmalama kuzeeen :)




Perfect Strangers, özledim onları

Geçenlerde Larry ve Balki'yi hatırladım. Ne güzel bir diziydi.Balki Bartokomus'un köyünden kuzeni Larry'nin yanına göç etmesiyle hikaye başlamıştı. Resimdeki hostes sevgilileri de aynı apartmandalardı. En bayıldığım şey de Balki ile Larry'nin mutluluk dansıydı. Bir de şu kelimeleri vardı:
Komik olma kuzeeeeen
Saçmalama kuzeeen...

13 Mayıs 2007 Pazar

10 Mayıs 2007 Perşembe

Artık...


Ne ülke, dünya sorunları, ne duygularım, ne de başka bir şey bugünlerde bloğuma bir şeyler yazmak içimden gelmiyor. Yorgunum, kırgınım, bir o kadar da garip bir huzur var içimde. Artık alışıyorum galiba hayatın adaletine ve adaletsizliğine biraz daha. Artık büyüdüm galiba biraz daha. Artık daha güçlüyüm sanki...Keşke şu resimdeki küçük kız kadar mutlu ve huzurlu olabilsek. Tek derdimiz balonun elimizden kaçıvermesi ya da dondurmanın yanlışlıkla yere düşmesi olsa...

6 Mayıs 2007 Pazar

...

Çok yakın arkadaşım olan Esra'nın annesinin ölüm haberi ile uyandım bu sabah. Kendisini en son yaklaşık 2 hafta önce gördüm. Cuma akşamı da uğradığımda kimseyi görmek istemediğini bildiğim için giremedim yanına. Kendisinden son duyduğum şey acıdan attığı bir çığlık oldu. O çığlık benim içime öyle bir işledi ki 2 gündür zaten bir gariptim. Belki de daha fazla acı çekmedi, kurtuldu. Peki ya geride bıraktıkları? Daha da içimi acıtan arkadaşımın şu an 17 saat mesafede ne bir otobüs, ne de bir uçak bulamadığı için cenazeye yetişemeyecek olması...Allah rahmet eylesin ve huzur içinde yatsın...

5 Mayıs 2007 Cumartesi

AVARA

Canım arkadaşım Aysel'ime, şimdi çok uzaklarda o. Üniversitedeki günlerimizi hatırlattı bu şiir bana. Umutlarımızı, hayallerimizi...


anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını aradı
kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzdeki sessizce uzardı
biterdi plak, disk boşa dönerdi.
düşlerimiz çarpıp geri dönen sulardı şimdi
böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten
kaçınırdı herkes
sonra biri usulca kalkar, herkese çay koyardı
anımsıyor musun?
vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
asık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralara umar
apansız yolculuklara çıkardık
uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencerelere, kepenği örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?
ahh o gece yolculukları
bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terk edenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler
vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüya da kaldı
çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki sen anımsıyor musun?
Murathan Mungan

1 Mayıs 2007 Salı

Nedensiz bir suskunluk sadece bu...

Söyleyecek hem çok şeyim var, hem hiç bir şeyim yok bugün. Susmak istiyorum çünkü. Sadece bakmak, dinlemek, hatta görünmez olmak istiyorum. Susmak, susarken de çığlık atmak istiyorum. Kimsecikler sormasın bana neden susuyorsun diye bu akşam. Suskunluğum bir şey de anlatmıyor benim. Eşkiya filmindeki Keje tepkisini belli etmek için sustu ya yıllarca. Benim susma isteğim tepkimden falan değil. Seslerin içinde susarak kaybolmayı seçiyorum bugün. Yarın konuşmayı mı seçerim onu da bilmiyorum. Ama bugün susmayı seçiyorum, susma hakkımı kullanmak istiyorum hayata karşı. Kelimeleri aracı olarak kullanmak istemiyorum bugün ben. Ne hissedebiliyorum, ne ağlayabiliyorum, ne konuşabiliyorum. Öylesine işte susuyorum bugün ben...

30 Nisan 2007 Pazartesi

Ankara'dakinden sonra dün İstanbul Çağlayan'daki mitingteki muhteşem kalabalık umarım gerekli mesajı gerekli yerlere vermiştir. Bu ülkenin cumhuriyetten ve laiklikten kolay kolay vazgeçmeyeceğini anlamışlardır umarım bazıları....
"Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır." (M. Kemal Atatürk)